Yağmuru Trabzon'un

Kapkara bir denizin yükselen dalgalarının değeri ancak Trabzon’da yaşanınca anlaşılır. Boşuna Karadeniz dememişler ona. Heybetini hele bir de fırtınalı bir günde görün siz, yanına yaklaşamazsınız. Hele hele bir de yağmur yağınca simsiyah olur o engin deniz.

Trabzon’da tenis oynamaya başladığım zamanlarda tenis oynamayı sevdiğim kadar yağmurdan nefret ederdim. Neden mi? O zaman oynayamazdım çünkü. Trabzon’da iki tane tenis kortu vardı. Biri Karadeniz Teknik Üniversitesi Kampüsü içerisinde biri de K.T.Ü. Sahil Tesisleri’nde. Biz tenis kursumuzu Sahil Tesisleri’nde yapar, kendi aramızdaki haftada oynamamız gereken zamanı da genelde Kampüs kortunda yapardık.

Bu arada biz diye bahsettiğim topluluk yaklaşık 30 kişi idi ve yıllar boyunca da aşağı yukarı bu sayıda kaldı. Ve biz 30 kişi sadece 2 kort paylaşırdık ki çoğu zaman da tek kort. Bir de duvarımız vardı. K.T.Ü. çok amaçlı spor salonunun duvarı. Çoğu zaman önünden öğrenciler geçerdi ve topa vurmayı bırakmak zorunda kalırdık. Ben tenise başladığım ilk yıllarda sadece hafta sonları kortta oynardım çünkü kurs hafta sonları olurdu. Zaten tenise başladığım ilk yılın yarısında henüz karşılıklı oynamamız yasaktı. Sayın Şenay Saydaş, tenis öğretmenimiz, son derece disiplinli ve kuralları olan bir eğitmendi. Birçok yasaklarımız vardı ki inanın bu yasakların çoğu şu anda getirilse teniste çok daha iyi yerlerde olan tenisçilerimiz olurdu.

Tenise ilk başladığımda henüz 8 yaşındaydım ve müthiş bir tesadüf üzerine başladım. Çok küçükken de kreşe giderken bale yaparmışım ve oradaki bale öğretmenim de spora yatkın bir vücudum olduğunu söylediği için de ailem beni bir spora yöneltmeye hazırmışlar ve tenis imdatlarına yetişmiş. Lojmanlarda yaşardık ve o zamanlar alt, orta ve üst mahalleler vardı ve biz orta mahallenin girişindeki bir apartmandaydık. Giriş katında otururduk. Ben yerinde durmayan delikanlı kızlardandım. Yaşıma göre çok hızlı koşardım ve oyunlarda genelde herkes beni takımına almak isterdi. Giriş katında oturmanın verdiği güvenle eve her zaman balkondan tırmanırdım kapı kullanmak yerine!

Yine benim sokaklarda koşuşturduğum bir gün annem de balkonda otururken bir arkadaşını görmüş ve nereden geldiğini sormuş. O da kızını tenis kursuna yazdırdığını söylemiş. Annem ve babamın yıllardır beklediği spor “tenis”miş meğer! Annem de kime yazdırdığını ve nerede olduğunu öğrenince hemen gitmiş. Sayın Şenay Saydaş anneme bir çıkışmış önce, “Tenis kursu ilanı aylardır Kartük’ün (Lojmanların içerisindeki bir şarküteri) camında asılı idi, dün son gündü, yeni mi aklınıza geldi...” sonra da kabul etmemiş. Annem çok ısrar edince de “ Cumartesi günü gelsin bir görelim” demiş.

Hafta sonunu iple çektiğimi hatırlıyorum. Öyle ki sabah erken kalkıp hazır beklemiştim ama ne raket var ne kıyafet!!! Sayın Şenay Saydaş’ın kurallarından bahsetmiştim ya, kurs günü şort, t-shirt, çorap ve ayakkabı beyaz olmak zorundadır. O Cumartesi korta gittiğimde herkes beyazlar içindeyken benim üzerimde kot şort ve kırmızı boncuklu bir t-shirt vardı. Ayakkabılarımı hatırlamıyorum ama spor ayakkabı olmadığına adım kadar eminim!

Bu arada herkeste bir raket, bende o da yok! Tabi beyaz kuralını annem öğrenmiş ama beyaz şortum (cepleri lacivert) dikilinceye kadar kot şort o hafta üzerimde kalmıştı. Sonra birinin eski raketi bana verildi, metal bir raketti ve kırık olduğu için gövdesi kırmızı kurdele ile tutturulmuştu. Bu raketi zaten çok kullanmamıştım çünkü tenise başladığımız ilk aylarda sadece koşu ve top tutma, toplama ve atma eylemlerinde bulunuyorduk. Sonra forehand öğrendiğimizde raket çok ağır geliyordu ama Almanya’dan ısmarladığımız Donnay marka raketim gelmişti. Tahta çocuk raketi. O zamanlar herkes kendi topunu da kendi getirirdi. Toplarımızın üzerine isimlerimizin baş harflerini yazardık. Benimkilerde G.G. yazardı ve ilk başladığım gruptaki Aylin adlı arkadaşım bana “GUGU” derdi ve o günden beri de hala beni bu isimle çağıranlar var. Hatta babam hala çoğu zaman bana GUGU diye hitap eder.

Koşuyoruz demiştim ya, dağ senin bayır benim Sahil tesislerinin arka taraflarında Trabzonsporun tesislerinin olduğu yerlerde eskiden dağ bayır vardı. Otlar, çimen ve bayır. Köy evleri tek tük vardı ve köy köpekleri. Koşarken Sayın Şenay Saydaş önde biz arkada ikişerli sırayla tren şeklinde koşardık. Köpek sesi geldiğinde yavaşlar ve yürür, eğer yaklaşırlarsa da dururduk ve hatta çömelirdik. Allah’a şükür hiç ısırılan olmamıştı. İşte yağmur burada anlatılacak bir öneme sahip çünkü sık yağan yağmur bu koştuğumuz tozlu yolları çamur yapardı. Çamurların, su gölcüklerinin arasından ve üzerinden atlaya zıplaya koşarken Sayın Şenay Saydaş hep kızardı. Su olsa bile düzgün koşmamızı isterdi. Tabi kayanlar, düşenler, ayakta duramayanlar... İşte bu koşular sırasında delikanlı kız olmanın yararlarını çok gördüm. Erkeklere yarış yapardım çünkü kızlara göre çok daha hızlıydım. Hatta büyüklerime bile göz kestirirdim ama kalabalık bir grup olduğumuz için zamanla yaş gruplarına ayrılmıştık. Ama beni büyükler çok uzun zaman aralarına almadılar. Ne zaman ki aramızdaki turnuvalarda onlara dil uzatmaya başladım,o zaman!

Ne zaman ki karşılıklı oynamaya izin verildi yine kurallardan biri işin içine girmişti: kurs dışından kimse ile karşılıklı oynamamız yasaktı. Duvarda ya da kurstan birisiyle oynamamız gerekiyordu. Tenis oynadığım yılların başları hep duvarı döverek geçmiştir. Yaşıtlarım tenisi çok ciddiye almıyordu ve bu sebeple de oynayacak çok arkadaşım yoktu. O zaman duvar en iyi arkadaşımdı. Her yıl grup değişirdi ve birkaç yıl sonra beraber olduğum grup arkadaşlarım ile karşılıklı oynamaya başlamıştık. Ama öncesinde hep duvar hep duvar. Yürüyenler için yol verilir, bazen geçişlerine göre vuruş yavaşlatılır ama disiplinden asla ödün verilmezdi. Tak tuk tak tuk, hala o sesin yankısı kulaklarımda. Aslında bir de Sahil Tesisleri’ndeki kortun duvarı vardı ama yol uzak olduğu için oraya tek başıma gitmem imkansızdı, ancak babam beni araba ile götürürse. Genel olarak kullandığımız duvar Sahil Tesisleri’ndeki duvarken çok amaçlı spor salonu, Kartük’ün duvarı, apartman boşluklarının duvarları, üniversitedeki bazı laboratuarların duvarları, evin duvarı vb aklınıza gelecek her türlü duvar bize hizmet verdi yıllarca. Bize demek belki yanlış bana hizmet verdi. Başka hangi arkadaşlarımın evin duvarını kullandığından pek emin değilim! Ama mutlaka kullanan vardı çünkü biz küçük ama kalplerinde tenisle yanan bir gruptuk ki zaten uzun yıllar sonunda bu küçük grup zaten tenis içerisinde kaldı ve bazıları hala tenisten hayatlarını kazanıyor.

Lojmanlardan kurs için Sahil Tesislerine giderken yürürdük. Kursa katılanlar sabah erken toplanır ve grup halinde yürürdük. Ara patikalardan, böğürtlen çalıları arasından, arasından su akan taşların üzerinden ana yola çıkar, karşıya geçer, önceleri açık fakat sonraları tellerle kapatılmış olan havaalanı pisti girişinden yürür (üzerimizden uçak geçerdi ve sağır edecek kadar yüksek bir ses ile onu seyrederdik), yine ara patikalardan nerdeyse yuvarlansan paldur küldür aşağı kadar düşeceğin bir dağdan aşağı iner, biraz daha yürür ve sonunda kortlara ulaşırdık. Bu anlattığım yürüme parkurumuz çoğu zaman değişirdi çünkü geçtiğimiz patikalar kapanmış olabilirdi, tellerle örülmüş olabilirdi, çamur olabilirdi vb. Yanılmıyorsam yaklaşık olarak 20 dk yürürdük. Sonra koşumuzu, yapar ısınır ve sonrasında antremanlara başlardık. Antremanlar ise basit drillerden oluşurdu, tabi bu ancak topa vurmaya başladıktan sonra yapılan drillerdi. Topa vurmaya başlamadan önce aylarca vuruşun oturması için aynı hareketi tekrarlardık. Sonra zamanla kendimizin yere vurdurarak zıplayan topa vurmasıyla topla temasımız gerçekleşmiş ve sonrasında da duvara karşı vurmayla ilk vuruşu tamamlardık. Bazı antremanlarda bir arkadaşımız vururken diğerimiz top atardık. Anlayacağınız gibi cıvımaya çok müsait bir ortam olmasına rağmen disiplinli bir ortamda ağzımızdan gık sesi bile çıkmadan devam ederdik. Konuşan olursa sert bir sesle uyarılırdı. Her sabah kortlara gelir gelmez selamlama yapılır, günaydın komutundan sonra da grubun kaptanı rapor verirdi. Kim geldi, kim gelmediğini söylerdi.

Yazının 2. Kısmı için Tıklayınız

Gülberk Gültekin Salman
ggultekin@tenisklinik.com


 

Yorumlar

Bu doküman için henüz yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan siz olun.
[Yorum Ekle]

ATP Tour / Sony-Ericson WTA Tour


ATPWTA

İstanbul Cup / İzmir Cup


İstanbul Cupİzmir Cup