|
Wimbledon devam ediyor ve hepimiz
büyük bir ilgi ile televizyonlarımızın karşısında bu turnuvayı
seyrediyoruz. Tüm tenisseverleri ekran başına toplayan Grand Slam
Turnuvalarından Avustralya Açık Tenis Turnuvası, Rallond Garros ve
Wimbledon Turnuvalarını 1986-2002 yılları arasında kulübümüz üyelerinden
Fahri İkiler’in sesi ve yorumuyla dinlediğimizi biliyor muydunuz?
Wimbledon devam ederken Fahri İkiler ile tenis, Grand Slam Turnuvaları
ve Eylül ayında çıkaracağı kitabıyla ilgili bir söyleşi yaptık.
Sohbetimiz ilk gazetecilik tecrübeleri ve tenisle tanışması ile
başladı...
 |
İlkokul dönemlerimde gazete okuyordum. Ve gazetecilik rüyama giriyor,
hayallerimi süslüyordu. Babamın memuriyeti sebebiyle Kayseri’deydik.
1960’lı yılların sonlarında, lise yıllarında mahalle bakkalının vitrin
camında duvar gazetesi çıkarıyordum. Mahalle futbol takımının maçları
gazetede geniş yer alıyordu. Bir gün, rakip takımın kalesinin arkasında,
fotoğraf makinemle bekliyordum. Bizim takımın atacağı golü çekecektim.
Kaleciyle göz göze geldik. Mimikleriyle “ne o...?” diye sordu. Yiyeceğin
golü çekmek için bekliyorum deyince saha karıştı. İki takım ve
seyirciler birbirine girdi. Mahalle bakkalının vitrin camındaki gazeteye
bir veda mesajı bile yazamadan gazete kapandı.
Tenisle lisedeyken tanıştım. Babam, bir gün tahta, kenarları beyaz lake,
Slazenger bir raket ile eve geldi. Böylece, bir tenis raketini ilk kez
elime aldım. O güne kadar tenis, evde hiç konuşulmamıştı. O güne kadar,
uzaktan da olsa hiç tenis maçı seyretmemiştim.
Beyaz lake kenarlı o tahta raket, daha sonra hayatımın renklenmesinde
önemli rol oynadı. O raketle tanıştığımda 16-17 yaşındaydım. Başarılı
bir tenisçi olmak için treni çoktan kaçırmıştım. Kayseri’de, tenise ilgi
duyanları, Sümerbank Bez Fabrikasının 1935’lerden kalan beton
kortlarında bir araya getirmeye başladım. Turnuvalar düzenledim. 1950’li
yılların Türkiye şampiyonu, Sevim Barulay’ın yetiştiği bu kortlarda, o
yıllar daha çok fabrika memur ve müdürleriyle, onların çocukları tenis
oynuyordu. Düzenlediğim turnuvalar ile ilgili bilgileri ve maç
sonuçlarını Tenis Federasyonu'na gönderiyordum. Ankara’ya gelişlerimden
birinde Tenis Federasyonu'na uğradım. Başkan, Bülent Savcı idi. Beni
ilgiyle karşıladı. Raket, toplar ve tenisle ilgili çok sayıda kitap
verdi.
O yıllarda okulun yanı sıra mahalli gazeteye de yazılar yazıyordum.
Bunlardan bir kısmı Beden Terbiyesinin tenise ilgisizliğini eleştiren
yazılardı. Bölge Müdürü bu eleştirilerden kurtulmak için beni lise
çağlarında Tenis İl Temsilcisi yaptı. Hem turnuva düzenliyor, hem de
gazetede turnuvayı yazıyordum. Daha sonra okul yılları, gazeteciliğe
değil ama tenise ara vermeme sebep oldu.
1975 yılında, İstanbul’da Şevket Rado’nun çıkardığı Hayat Mecmuası
grubundaki Hayat Spor’da çalışmaya başladım. İşe başladığım gün gittiğim
iş, Uluslararası İstanbul Tenis Turnuvası idi.
1979’da TRT’ye yardımcı prodüktör olarak başladığımda işimin tenis ile
ilgili olabileceğini düşünmemiştim. O yıllarda, tenis radyo ve
televizyonda da pek fazla yer almıyordu.
1980’li yılların başında, dünyada profesyonel organizasyonlar,
günümüzdeki kadar düzenli değildi. Profesyonel tenisçiler, bir çatı
altında toplanmamıştı. Bir tenisçinin, o yıl oynadığı turnuvaları,
aldığı sonuçları günü gününe not etmeden bulabilmek mümkün değildi.
Turnuvalarda, kimlerin şampiyon olduğunu takip edebilmek ancak bir yayın
kuruluşunda çalışmak ile mümkündü. O yıllarda, ne bilgisayar vardı, ne
internet ne de web siteleri. Tek kaynak, haber ajanslarının teleksle
gelen ve kağıt bobinlere sarılan haberleriydi. Eğer ilgilendiğiniz
haberi takip etmezseniz, ertesi gün bulma şansınız yoktu. Ünlü
tenisçilerin, oynadıkları turnuvaları ve maç sonuçlarını not ediyordum.
Ajansların, turnuva ve tenisçilerle ilgili yorumlarıyla ilgileniyor,
onları arşivliyordum.
• TRT’de tenis turnuvaları ne zaman yayınlanmaya başladı? Hangi
yıllar arasında Grand Slam turnuvalarını seslendirdiniz?
Tenisin canlı olarak 1971 İzmir Akdeniz oyunlarından yayınlandığını
biliyorum. Ben o yıllarda TRT’de değildim. Bunun dışında yayınlandı mı
bilmiyorum. TRT’de düzenli tenis yayınları 1986 yılında Wimbledon ile
başladı. İlk yayını Kenan Onuk ile birlikte yaptık. O yıl Meksika’da
Futbol Dünya Kupası vardı. Ben Meksika’dan geldim ve Londra’da Kenan ile
buluştuk. İlk yıllar sadece yarı final ve final anlatıyorduk. Kenan maçı
anlatıyor, ben boşluklarda konuşuyordum. Dünyanın bu en eski spor
organizasyonuna ait yıllardır biriktirdiğim bilgileri, notları
anlatıyordum.. Ama süre bana yetmiyordu. Yağmur yağsın diye dua
ediyordum. Yağmur yağıp oyun durunca, hem Wimbledon hem de tenisçilerle
ilgili eteğimdeki taşları döküyordum. Tenise ait kuralları da sık sık
ama sıkmadan tekrarlamak gerekiyordu. Wimbledon’dan 3 yıl sonra Roland
Garros yayınlarımız başladı. Roland Garros’ta tenis daha keyifliydi.
Toprak kortta top iki tenisçi arasında daha fazla gidip geliyordu.
Puanlar, bir servis ve arkasından bir vole ile bitmiyordu. Tenisçiler
bir puan için kıyasıya mücadele ediyordu. Seyirciler daha çok zevk
alıyordu ama yalnız görev aldığım yıllarda 8-9 saat süren bir yayından
sonra yürümekte güçlük çekiyordum. Avustralya Açık Tenis Turnuvası da
1990 yılından itibaren yayınlanmaya başladı. 1986 yılından bu yana 17
yıl tenis anlattım. Wimbledon, Roland Garros, Avustralya Açık Tenis
Turnuvalarının yanı sıra birçok Davis Kupası finali, Fed Cup ve
Olimpiyat Oyunlarında o heyecanı yaşadım ve yaşatmaya çalıştım. Her bir
turnuvada ve tenisle ilgili uluslararası organizasyonda, dostluklar
arkadaşlıklar kurdum. 1999 yılındaki Yalova depreminde, bir çok ülkenin
tenis anlatan spikerinin, telefonla aramaları beni çok duygulandırdı.
 |
|
Tenisin gelmiş geçmiş en
başarılı raketlerinden biri olan Steffi Graf... |
• Wimbledon, Rallod Garros, Avustralya Açık Tenis turnuvalarını
yakından takip eden bir kişi olarak bu turnuvaların organizasyonları
hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Wimbledon, kurallarına, geleneklerine son derece bağlı bir organizasyon.
Bir Wimbledon finalinde, tenisçilerin korta girdiği an, saatinizi
önceden ilan edilen saate göre ayarlayabilirsiniz. Seyircilerinin yaş
ortalaması, kesinlikle 50’nin üzerinde. Çoğu, takım elbiseli ve
kravatlı. Seyircilere yer gösteren görevlilerin tamamı, Londra itfaiye
görevlileri. Merkez korttaki yüze yakın kapıda, yıllarca hep aynı
kişileri gördüm. Anlatım kabinlerinin bulunduğu kattaki tuvalet
görevlisi bile yıllarca hiç değişmedi. Herkesi tanıyordu. Her
Wimbledon’a gidişimde, gümrükten geçerken, görevlinin, ne için geldiğimi
öğrendikten sonra, şampiyonlukla ilgili tahminimi sormadığı bir yıl
olmadı. Ben de, her seferinde bir İngilizin adını söyledim ama ne
görevliyi inandırabildim, ne de böylesi bir sürprize tanık oldum.
Her şeyden önce Wimbledon, İngiltere yağmurlarının tüm dünyaya
tanıtımında eşsiz bir rol üstlendi. Tenis anlatabilmek için, yağmurun
dinmesini uzun saatler boyu beklediğimiz yıllar oldu. Belki bu, kremalı
çilek yemek için iyi bir fırsattı ama televizyonlar için bu yağmurlu
günlere güleryüzle bakabilmek mümkün değildi. Ben de, zurnanın son
deliği olarak, merkez kortun çatısının, geleneksel yapıyı bozmayacak
şekilde, kapanabilir hale getirilmesi gerektiğini, defalarca söyledim.
Bir gün, mutlaka bunu yapacaklarına inanıyorum.
 |
| Ilie Nastase, Romanya’nın en
ünlü raketlerinden.. |
Fransa Açık Tenis Turnuvası, diğer
Grand Slam turnuvalarına göre daha farklı. Bir kere daha aydınlık ve
güneşli bir ortam var. Basın merkezinden ayrı olarak, anlatım
pozisyonlarının çok yakınında, televizyon için minik bir basın merkezi
oluşturulmuş. Anlatım kabinleri rahat ve klima var. Yağmur yağsa bile,
Wimbledon’daki gibi, yağmur taneleri daha yere düşmeden kortu
kapatmıyorlar. Toprak kort, yağmurdan pek fazla etkilenmediği için hafif
yağmurda bile oyun sürüyor.
Avustralya Açık Tenis turnuvası ise 4 Grand Slam’in en genci... Kortlar
arasında dolaşırken, Agassi’ye rastlamak ve iki kelime konuşmak çok
doğal.. Oysa diğer turnuvalarda, tenisçiler çok tanınmamış da olsalar,
dış kortlardaki maçlarına bile 4-5 koruma ile gidiyorlar. Ya da, merkez
korttaki asansörlerde, dünyanın en ünlü tenisçileri ile
karşılaşabiliyorsunuz. Avustralya turnuvasında da, anlatım yerleri çok
rahat ve klimalı. Son kez, anlatım yaptığım yer, seyirci locası da
olarak kullanılabilen, görüş açısı mükemmel, tribünlerin üstünde bir
mekandı. Bu turnuvalar sırasında, organizasyonların yetkilileri,
birbirlerini misafir ediyor ve yaptıkları yenilikleri gösteriyorlar.
1990 yılı sonlarına doğru Wimbledon ve Roland Garros tesislerini
yeniledi ve çok daha modern mekanlar yarattı.
• Bu turnuvalarda yaşadığınız bir anıyı bizimle ve okuyucularımızla
paylaşır mısınız?
Yalnız radyo ve televizyoncular değil, izleyiciler de BBC’nin disiplinli
ve kuralları olan bir yayın kuruluşu olduğunu bilirler. Ben de, birçok
meslektaşım gibi BBC’nin doğrularını dinleyerek büyüdüm! İlk Wimbledon’a
gidişimde de, BBC’nin çalışmalarını izleme olanağı buldum. İlk gün,
kulaklıklarımızı taktık ve yayına başladık. Bir süre sonra omuzuma bir
el dokundu ve bir sandviç ile içecek uzattı. Sandviçe baktım, üzerinde
TURKEY yazıyordu. Gerçekten bu BBC mükemmel çalışıyordu.. Sandviçin
hindili olduğunu sonradan farkettim.
• Ankara Tenis Kulübü’ne ne zaman üye oldunuz?
Tenisle, sadece Wimbledon, Roland Garros sırasında ilgilenmedim. Yurt
içinde ve yurt dışında, tenisçilerimizi adım adım izlerdim. Nereye
gitseler onları telefonla bulur haberlerini yapardım. Yurt içinde de,
birçok turnuva ve organizasyonun anlatımında bulundum. Tek işim tenis
değildi ama tenisle bütünleşmiştim. Bu arada Ankara Tenis Kulübü de çok
sık bulunduğum bir mekandı. O yıllarda kulüp başkanı, rahmetle ve
saygıyla andığım Yıldırak Daş’tı. Onun önerisiyle üye oldum. Görevim
sebebiyle uzunca bir süre uzak kaldım ama ATK’yı evimiz gibi görüyoruz.
• Dünya tenisindeki gelişmeleri yakından takip eden biri olarak
ülkemizdeki tenis sporu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tenis, bugüne kadar çok fazla başarılı olamadığımız bir spor dalı.
Ülkemizde tenisin, bu işi meslek olarak görebilecek gençlere ihtiyacı
var. Okul mu, tenis mi ayrımında, yapılacak tercih çok önemli. Bu
tercihin tenisten yana olabilmesi için sağlanacak şartlar da çok önemli.
Günün birinde bu şartlarda çok yetenekli bir gencin çıkıp Wimbledon’da
başarılı olmasını bekliyorsak daha çok bekleriz. Ne kadar çok çocuğa
tenis oynatabilirsek, aralarından iyilerini seçme şansımız o kadar çok
artar. Kulübümüzde, Haziran’da yapılan ve 500’e yakın ilkokul
öğrencisinin katıldığı şenliğin, amacına uygun işlerlik kazanması gerek.
Doğru tenisçilerin bulunması kadar, doğru antrenörlere de ihtiyaç
olduğuna inanıyorum. Dünyadaki gelişmeleri izleyebilecek ve
uygulayabilecek antrenörlere... Ball boy’luk sistemi ortadan kalktığından
beri başarılı tenisçilerin yetişmesinde sıkıntılar var. Kulüp başkanımız
Sayın İren’in Mamak’ta başlattığı projeye büyük önem veriyorum. Hem Türk
tenisi adına, hem de Kulüp adına.
• Türk Tenis Tarihi ile ilgili hazırladığınız kitap çalışmalarınız
nasıl gidiyor? Bu kitapta yer alan konular nelerdir?
1990 yılı başlarında spor yazarı ağabeyim rahmetli Haluk San, çeşitli
spor dallarının tarihçesini, kitap olarak, Türk Spor Vakfı
Yayınları’ndan çıkarıyordu. Türk Tenis Tarihi’ni de bana teklif etti. O
zamana kadar böyle bir düşüncem yoktu. Bir başladım henüz daha
bitiremedim. Ülkemizde spor arşivciliği içler acısı durumda.. Hiçbir
şeyin doğru dürüst kaydı yok. Adeta iğne ile kuyu kazıyorum.
Kitaplarımdan biri, milli takımlarımızın Davis Cup ve FED Cup hikayeleri
olacak. İkincisi Türk Tenis Tarihi. Bir diğeri de Türk Tenisi’nde
isimlerini duyurmuş 100 tenisçinin biyografileri... Aslında çok zor bir
iş. Ama beni dinlendiriyor, zevk alıyorum. Türkiye Birinciliğinde final
oynayan tenisçiler, kiminle oynadıklarını hatırlamıyorlar ben o maçların
skorlarını bulmaya çalışıyorum.. Aslında, bu konuda çalışmaya
başladığımdan bu yana oluşan anılar da çok komik bir kitap
oluşturabilir. Bugüne kadar yüzlerce tenisçi ve yönetici ile konuştum..
Yüzlerce resim ve belge topladım... Albümlerini, bilgi ve belgelerini
benimle paylaşan eski, yeni tüm tenisçilere teşekkür ediyorum. Özellikle
Türkiye Birincilikleri ile ilgili elinde resim ve bilgi olanların bana
ulaşmalarını diliyorum. Bugüne kadar, Türk tenis tarihi ile ilgili en
ufak bir çalışma yok... İlkinin de iyi olması için çalışıyorum. |