![]() |
Adı Soyadı:Nazmi Bari |
||
Doğum Yeri Tarihi:İstanbul - 1929 |
|||
Tenise Başladığı Yer ve Tarih:İstanbul Kirlof’un kortlarında, 1945 |
|||
Backhand: |
|||
Kariyeri:1951 - 1965 yılları arasında 12 yıl boyunca Türkiye Şampiyonu |
|||
Türk Tenisi Hakkındaki Düşünceleri:Nazmi Bari Türk Tenisinde herkesin bilmesi gereken bir efsane, Sizlere tanıtmak için Ankara Tenis Kulübü dergisinde 2003 yılında yapılan söyleşisini aşağıda yayınlıyoruz...
• Sayın Nazmi Bari, sizi
tanımak istiyoruz. Kısaca kendinizden sözeder misiniz? * derleme Ali Ayaz - Mayıs 2005 */* Nazmi Bari bizim jenerasyonun ne yazık ki seyredemediği Türkiye'nin efsane tenisçisi. Kendisine uzun ömürler ve sağlıklar diliyoruz. ( Ankara Tenis Kulübü dergisi Ocak 2003 sayısından alınmıştır. ) |
|||
|
|
||||||||
| Çok yakında TRT'den Fahri İkiler'in Nazmi Bari ile yaptığı yeni bir röportajı okuyabilirsiniz. | ||||||||
|
Bedri Baykam: Gençlerbirliği maçından çıktım ve özlediğim için Fenerbahçe'nin unutulmaz isimlerinden Puşkaş Ergun'u aradım. Henüz hatırını yeni sormuştum ki bana Nazmi Bari'nin vefat ettiğini öğrendiğini sıkıntıyla dile getirdi. O anda başımdan kaynar sular döküldü. Bir dönemin sonuydu Bari'nin ölümü. Türk tenisinin tartışılmaz şampiyonlarından Fehmi Kızıl'ın ve Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü'nün büyük başkanı, Bari'nin çift partneri Behbut Cevanşir'in ardından, ecelin onu da aramızdan alıp götürmesi, soğukkanlılıkla karşılanabilecek bir haber değildi. 15 sene boyunca Türkiye şampiyonu olan Bari, Türk tenisinin Metin Oktay'ı ya da Lefter'iydi. Bir sporcunun o spor dalıyla özleşecek kadar adını altın harflerle o tarihe kazıması ve bunu bu kadar uzun soluklu bir süreye yayabilmesi çok ender görülen bir olaydır. Ama bu büyük şampiyon bunların ötesinde Türk tenisinin “Nazmi Abisi”ydi. Yurdun her yerinde yıllara yayılan dostlukları olan, tatlı sert kişiliğiyle arkasında sayısız anekdot bırakan harika bir insan...
Tabii özellikle bizler, yani Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü'nün takım oyuncuları, onun otoriter ve en katı yanlarını da çok iyi bilirdik. Kendi deneyimlerini, zarif tekniğini ve maç tecrübesini bizlere aktarmak için nasıl yıllarca çaba gösterdiğini, kulübüne ve milli takıma nasıl bağlı olduğunu ve bu oyuna olan sevgisini ve yoğunlaşmasını hiçbir zaman kaybetmediğini bizden daha iyi kimse bilemezdi. Bari, geriye baktığımızda mükemmel back hand'i nefes kesen kısa topları, milimetrik lopları ve bütün maça yayılan değişken zeki taktikleriyle tam bir tenis dehasıydı. Özellikle volesi, lopları, top hakimiyeti ve tenisi satranç gibi oynamasıyla hiçbir zaman silinmeyecek izler bıraktı. Türk tenisinde onun arkasından gelen çeşitli kuşaklardan Remzi Aydınlar, Ali Göreçler, Mehmet Tınazlar, Necvet Demirler, Ali Yenilmezler hep onun kazanında pişmiş yıldızlardır. Her birimiz kendi becerilerimiz ve çapımız doğrultusunda ondan birşeyler kaptık, kapmaya çalıştık. Ama ömür üstünden herhalde tenis dışında aldığımız daha da büyük dersler vardı: Güvenilir bir dost, ahlaklı bir sporcu, sağlam bir Atatürkçü ve değişilmez bir “çilingir sofrası arkadaşı”.
Nazmi Bari’nin hayatı, tam bir sıfırdan başlayarak dev başarılara ulaşabilmenin tipik örneğiydi. Hayat tesadüfleri onun yolunu TED in Elmadağ’daki unutulmaz ve büyülü mekanı ile kesiştirdikten sonra, genç çocuk top toplama safhasını hızla aşarak başarıdan başarıya koştu. Bari’nin aralıksız Türkiye Şampiyonlukları nın arasına sığdırdığı uluslararası başarılar, Türk tenis tarihinin altın sayfalarına yazılmıştır. O günlerde bu zaferlerin nasıl yaşandığını, kusura bakmasınlar, günümüz sporcuları algılayamazlar. Bir ülke düşünün ki, tenis topu, raketi, ayakkabısı yok! İthalat diye bir şey yok, turnua oynamaya gelen yabancıların zorla her malzemeleri resmen soyulurcasına satın alırdı. Bir kutu yeni tenis topu ile oynamak, neredeyse insanların hatıra defterlerine yazdıkları başlı başına bir büyük olaydı. Sponsor yok, iletişimin en hızlı anında Avrupa’ya bir telefon 2 saatte yapılıyordu. Şehir içi bir telefon yapabilmek için ortalama 28 dakika hat beklerdik! Bu satırları okuyan gençlerin buna inanamayacakları nı biliyorum, ama durum buydu. Tenis ülkede altı ay oynanırdı, bilemedin taş çatlasa yedi… Bari’nin döneminde kapalı tenis kortumuz yoktu. Bizim kariyerimize ilk kapalı kort yetişti ama kışı geçiremedi. Yıl galiba 1972’ydi. Çünkü bir sabah geldik ki, fırtına 3 numaralı korta yapılmış kapalımızın çatısını yerle bir etmişti. Gelecek sezonu bekledik sabırla. Ondan önce, tenisi öğrendiğimiz yıllarda, Nazmi Abi bizi TED’in basket salonuna gerdiği filede vole çalıştırarak sezona hazırlardı. Yine de tüm bu çalışmalarda büyük bir ciddiyet ve disiplin hakimdi. Taa ki “Selim (Var) ve Sedat (Birol) ikilisi, Nazmi Abi’yi çıldırtacak bir muzip espri yapana kadar!
Nazmi Bari, TED ve Türk Milli Tenis Takımına olan ebedi aidiyetleri kadar Fenerbahçe Spor Kulübüne de bağlıydı. Tam tamına hasta ve fanatik bir Fenerbahçeliydi. Ama tabii tenisten gelen centilmenlik ve hicivin limitleri içerisinde kalarak… Rüyalarından biri de Fenerbahçe’ ye bir” Tenis Şubesi” kazandırmaktı. Son yıllarda da bunu denedi ama başaramadı. Herkes onun kadar bu büyük rüyanın güzelliğini hızlı kavrayamazdı… Bari son nefesini verirken de Fenerbahçe’nin ona verdiği 3-0 lık hediye de Bari’nin ruhu için eminim sandığımızdan daha önemliydi. Her birimizin Bari ile ilgili sayısız yaşanmış tatlı hatıraları vardır. Ben de gerek Dağcılık Kulübünde, gerek gittiğimiz deplasmanlarda, gerek Hakkı Özgenel, Murat Gürler ve Nazmi Abi ile gittiğimiz Monaco daki Genç Milli Takım kampı ve Paris te onunla sayısız anımı aktarabilirim. En korkuncu ise şuydu: Lübnan la Davis Cup maçımız vardı ve ben o milli maçta genç bir yan hakemdim. Arif Koçak çok kritik bir maç oynuyordu ve oyunun en gergin anında Milli takımın da hocası olan Nazmi Abi benim Lübnanlı oyuncu lehine verdiğim kararı beğenmemişti. O sayıyla Arif serti verdi ve oyuncular dinlenmeye giderken Nazmi Abi bana tüm ömrümün en dehşet verici bakışını fırlattı! O anda ölmek istedim ama maç devam edeceği için, o hakkımız bile yoktu. Allahtan Arif 5 sette maçı aldı, Türkiye tur atladı da sonradan bu olay aramızda tatlı anı vasfıyla kalabildi!! Ölümünden bir gün sonra TED de oturmuş konuşurken Nafiz Yılmaztürk de bir anısını paylaştı bizlerle. Bir veteran milli Takım kampında, Glascow’da Nafiz ve Bülent Ergin “(Bu müsabakalarda) hangimiz daha fazla sayı götürürüz” diye birbirleriyle takışırken konuyu Bari ye taşıyorlar. Bari o her zaman ki esprileri ve klasıyla “Çocuklar, bilirsiniz biz tenisçiler, hepimiz biraz hırsızızdır ve arada götürürüz” diye işi geleneksel puan tartışmaları üzerinden işe kendisini de katarak, sevdiği kimseyi kırmadan tatlıya bağlayarak geçiştiriyor… Bu makaleyi bir acil davet sayın: herkesin yarından tezi yok Bari ile ilgili fotoğraf ve anılarını bu e postaya yollamalarını rica ediyorum. Bir Bari kitabı, her Türk tenis severin evinde bulunmalı, gelecek kuşaklara kalmalıdır…
Geçtiğimiz yaz kalp ameliyatı geçireceğini öğrenip, Kadıköy'de düzenlediğimiz “Ergenekon tutuklamalarını protesto” mitinginin hemen ardından koşa koşa Dalyan Kulüp'e gittim. Orada tenis tarihinin en unutulmaz finallerinden Federer-Nadal maçını yan yana izleme keyfini sürerken bunun ne kadar değerli bir an olduğunun farkındaydım. Ne yazık ki korktuğum başıma geldi... Son görüşmemizmiş... Federer’e çok hayrandı. Sanki hep rüyasını gördüğü ideal sporcu ve mükemmel tenisçiydi. Bari de en bonkör şekilde tenisçi yetiştirmek için gece gündüz çalıştı. Çok başarısı da oldu. Ama o kadar istemesine rağmen kendini aşacak bir tenisçi çıkartamadı. Tabii çıtanın çok yükseklerde olduğunu kabul etmemiz lazım! Kolay mı öyle “Bari’yi aşmak”!! Pazartesi günü önce TED’de bir tören yaptık, ardından Şişli Camii’nde kılınan öğle namazından sonra, ağırlıklı olarak tenis ve Fenerbahçe camiasının katıldığı büyük cenazenin ardından, Feriköy’de toprağa verdik. İtiraf etmem lazım ki, cenaze törenine, Fenerbahçe Televizyonu dışında hiçbir medya kuruluşunun kamera ve hatta fotoğrafçı yollamamış olması, hayatımda en utandığım anlardan birini yaşattı bana. Biz bu kadar mı zavallı ve “kro” bir medyaya sahiptik?
20. Yüzyıldaki efsanevi sporcularımızdan birini böyle mi uğurlayacak bir ülkede yaşıyorduk? ( Bedri Baykam ) .... |
||||||||
|
|
|
|
Nihat Ulusoy: Nazmi BARİ, hayatım boyunca manevi babam olarak kabul ettim sizi, beni 6 yaşımda iken yanınıza aldınız ve 18 yaşıma gelene kadar yetiştirdiniz. Milli takımda oynattınız, sayenizde Amerika'da bursla üniversite okudum. Hayatımın büyük bir bölümünde sizin katkınız var. Türk Tenisi önderini kaybetti, Allahtan rahmet dilerim, tüm camiaya başsağlığı dilerim... Yıl 1978 ve milli takım kafilesi ile Polonya'ya gidiyoruz. Takımda ben, Necvet Demir ve Hüseyin Karasu ( Ankaralı ) arkadaşımız vardı ve takım antrenörü ise Nazmi Bari. Uçakla Warşova'ya geldik ve Katowiçe'ye aktarmalı uçak bekliyoruz. Hepimiz takım elbiseli (İGS) göğsümüzde Türk bayrağı ( saçlarımızıda kısa kestirttiler) , spor çantalarımız ve elimizde arkadaşlarımızdan topladığımız tahta raketler (TTF o zamanlar senede 1 adet tahta raket verirdi , çatlasa da seneyi onunla bitirirdik ve ayrıca tellerimiz rahmetli Fehmi Kızıl tarafından yama yapılıyordu ) ve bazılarında kılıfları bile yoktu ,yani halimiz görülmeye değerdi. Neyse, biz uçağı beklerken Finlandiya'lı rakiplerimiz uzaktan belirdi, yakışıklı uzun boylarıyla ve uzun sarı saçlarıyla Tachinni - Fila eşofmanlar 10 ar adet raketleriyle ( B.Borg, G.Vilas havasıyla ).O anı hiç unutmadım, çünkü Nazmi abi bize döndü ve hemen o b.... raketlerinizi saklayın bizim tenis kafilesi olduğumuzu anlamasınlar dedi.Utanç, kahkahalara dönmüştü ve halen hatırladıkça gülüyorum.. |
|
![]() |
Solda Nazmi Bari ustamız Hayri Ayaz ile İzmir'de Fuar Kupasında, 1960 lı yılların başı.. |
| Aşağıdaki link Aralık 2006
da Cengiz Eren tarafından Nazmi Bari ile yapılan video görüntülerinin
linkidir.
http://www.youtube.com/watch?v=GtAITDGoxKA
Diğer yeni bir video görüntüsü |
|









Mayıs 2005 de yukarıda hazırladığımız yazıdan 3 sene
sonra Türk Tenisi'nin gelmiş geçmiş en iyi
oyuncusu ustamız Nazmi Bari'yi Eylül 2008 tarihinde kaybettik.
Bu bölümümüz de efsanenin aramızdan ayrılışı nedeni ile öğrencilerinin ve tenis severlerin anı ve resimlerini derlemeye ayırdık,
30 Eylül 2008..




